silmarillion - j.r.r. tolkien - youreads

    • okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (9.13)
silmarillion - j.r.r. tolkien
tolkien'in en önemli çalışması olarak kabul edilen silmarillion, onun yarattığı dünyanın özüdür. kökleri hobbit'ten önceye uzanır ve yüzüklerin efendisi'nde şekillenmeye başlayan bir dünyanın yaratılış öyküsünü barındırarak, tüm tolkien eserlerinin üzerine yerleşebileceği bir yapı oluşturur. yaşamı boyunca üzerinde çalışmayı terk edemediği ve giderek büyüyüp gelişen bu eser ancak ölümünden dört yıl sonra oğlu tarafından yayımlanabildi. elflerin en beceriklisi olan feanorun yarattığı üç silmaril'in çalınmasıyla birlikte kadim dünyanın en kederli olayları gelişmeye başlar. silmarillion, elflerin tanrılara isyan ederek orta dünya'ya sürülmelerini; orada insanlar ve cücelerle birleşerek tanrıların en kötüsüne, morgoth'a karşı verdiği umutsuz savaşı anlatır.


  1. orta dunya hakkinda acik kalan noktalari tamamlayan tolkien kitabi. cok fazla isim ve tarih vardir. cesitli hikayelerden olusur. icinde beren ve luthein'in hikayesini de barindirir.
    tolkien'i sevmek icin bu hikayeyi okumak ve tolkien ve esinin mezar tasina bakmak yeterlidir.

    http://www.americantolkiensociety.org/photogallery2/tombstone.jpg
  2. Spoiler------------

    İlk bölümünü, Müziği değişik diye kötü ilan edilen melkor'un dışlanışını ve dünyanın yaratılışının hikayesini buraya bırakıyorum. Ahenksiz ama kime göre kardeşim. Faşikler.

    Fon müziği

    Keyifli okumalar:


    AİNULİNDALË

    AİNUR'UN MÜZİĞİ

    Önce Eru vardı, Tek Olan, Arda'da Ilúvatar diye isimlendirilen; ve ilk önce düşüncesinden doğurduğu Ainur'u, Kutsal Olanlar'ı yarattı ve onlar, hiçbir şey yaratılmadan önce onunlaydılar. Müziğin temalarını oluşturarak onlarla konuştu; ve onlar Eru'nun huzurunda şarkı söylediler ve o mutlu oldu. Uzun bir süre boyunca her biri sadece kendi başına ya da birkaçı bir arada şarkı söylerken geri kalanı dinledi; çünkü her biri, Ilúvatar'ın düşüncelerinin sadece kendi doğdukları kısmını kavramıştı, zamanla birbirlerini anlayışları gelişti, ama yavaş yavaş. Yine de dinledikçe daha derinden anlamaya başladılar, birlik ve uyum çoğaldı.

    Ve an geldi, Ilúvatar, Ainur'u bir araya toplayıp şimdiye dek açıkladıklarından daha büyük, daha harika şeyleri gözlerinin önüne sererek, çok daha kudretli bir tema bildirdi; temanın başlangıcının ihtişamı ve bitişinin görkemi Ainur'u şaşkınlık içinde bıraktı böylece Ilúvatar'ın huzurunda eğildiler ve sessiz kaldılar.

    Sonra Ilúvatar onlara dedi ki: "Size bildirdiğim temadan, birlikte uyum içinde bir Ulu Müzik yapmanızı istiyorum. Ve sizi Yokolma-yan Alevle canlandırdığım için, eğer yapabilirseniz her biriniz kendi düşünceleriniz ve aklınızla bu temayı donatmak için güçlerinizi göstereceksiniz. Ama ben oturup dinleyeceğim ve sizin sayenizde büyük güzelliğin şarkıda uyandırılışıyla mutlu olacağım."

    Ainur sesleri, arplar, udlar, borular, trompetler, viyollar ve orglar gibi, sözcüklerle şarkı söyleyen sayısız korolar gibi Ilúvatar'ın temasını ulu bir müziğe dönüştürmeye başladı; derinliklerde ve yücelerde işitilmenin ötesine geçip uyum içinde örülerek sonsuz sayıda çeşitlenen melodilerden oluşan bir ses yükseldi ve Ilúvatar'ın yaşadığı yerler dolup taştı, müzik ve müziğin yankısı Boşluk'a ulaştı ve orası artık boş değildi. Ainur bir daha asla bunun gibi bir müzik yapamadılar; günlerin bitiminin ardından Ainur koroları ve Ilúvatar'ın Çocukları tarafından Ilúvatar'ın huzurunda daha ulu bir müzik yapılacağı söylenmesine rağmen. Ilúvatar'ın temaları kusursuz bir şekilde işlenecek ve söyleyişleri anında Varlık oluşacaktı, çünkü hepsi o zaman onun düşüncelerinde kendilerinin doğdukları kısmını bütünüyle anlayacak ve her biri, diğerlerinin anlayışını bilecek, Ilúvatar mutlu olup onların düşüncelerine gizli ateşi verecekti.

    Ilúvatar oturup dinledi, uzun süre boyunca bu ona iyi gözüktü çünkü müzikte kusur yoktu. Ama tema geliştikçe, Melkor'un yüreğine, Ilúvatar'ın temasıyla uyum içinde olmayan kendi imgeleminin birbiri içine girmiş özleri ulaşmaya başladı; çünkü o, müziğin kendisine ayrılan kısmının gücünü ve görkemini artırmaya uğraşıyordu. Ainur içinde en büyük güç ve bilgi ihsanları Melkor'a verilmişti ve kardeşlerine verilen tüm ihsanların içinde bir payı vardı. Sık sık Yokolmayan Alev'i aramak için tek başına boşluğa gitmişti; çünkü içindeki Varlık unsurlarını kendisine ait kılmak için duyduğu arzu büyümüştü ve ona sanki Ilúvatar'ın Boşluk hakkında hiçbir düşüncesi yokmuş gibi geliyordu ve bunun boşluğu yüzünden sabırsızlığa kapılıyordu. Ancak Alev'i bulamadı, çünkü o Ilúvatar'laydı. Ama kardeşlerininkine pek benzemeyen kendi düşüncelerini tek başına tasarlamaya başlamıştı.

    Bu düşüncelerden bazılarını müziğine dokudu ve hemen etrafında bir ahenksizlik yükseldi, çevresinde şarkı söyleyenlerin çoğu ümitsizliğe düştü, düşünceleri alt üst oldu, müzikleri durakladı; ama bazıları, müziklerini başlangıçtaki düşünceden çok ona uyum sağlamaya yöneltti. Sonra Melkor'un ahenksizliği daha da yayıldı ve daha önce duyulmuş melodiler, çalkantılı bir ses denizinde battı. Ama Ilúvatar, sanki yatıştırılamayacak sonsuz bir öfke içindeki karanlık suların birbirleriyle savaştığı o köpüren fırtına, tahtının etrafında gözükene dek oturup dinledi.

    Sonra Ilúvatar ayağa kalktı, Ainur onun gülümsediğini fark etti; ve sol elini kaldırdı, önceki gibi ama ona pek benzemeyen yeni bir tema fırtınanın ortasında başlayıp güçlendi, yeni bir güzelliği vardı. Ama Melkor'un ahenksizliği gürültüyle yükselip onunla mücadele etti, Ainu'ların çoğu dehşete düşüp artık daha fazla şarkı söyleyemez hale gelene dek, öncekinden daha şiddetli yeni bir ses savaşı başladı ve Melkor duruma hakim oldu. Sonra Ilúvatar yeniden ayağa kalktı, Ainur onun çehresinin artık sertleştiğini fark etti; sağ elini kaldırdı ve işte! üçüncü bir tema kargaşanın ortasında büyüdü, diğerlerine benzemiyordu. Çünkü başta yumuşak ve tatlı gözüktü, narin melodilerin içinde tatlı seslerin saf bir dalgalanması gibiydi; ama yatıştırıla-madı, kendine güç ve derinlik kazandırdı. Ve sonunda Ilúvatar'ın huzurunda aynı anda iki müzik gelişiyor gibiydi, tamamen uyumsuzluk içindeydiler. Birisi, derin, geniş ve güzeldi, ama yavaş ve sınırsız bir hüzünle karışmıştı ki güzelliği en çok bundan kaynaklanıyordu. Diğeri, artık kendi birliğini kazanmıştı; ama gürültülüydü, anlamsızdı, durmadan tekrarlanıyordu; ve çok az ahenk vardı, daha çok sanki bir sürü trompet birkaç nota üzerine bağınyormuş gibi gürültülü bir ahenk. Ve diğer müziği kendi sesinin şiddetiyle boğmaya kalkıştı, ama en güçlü notaları diğeri tarafından alınarak kendi görkemli yapısına işleniyor gibiydi.

    Bu çekişmenin ortasında, Ilúvatar'ın salonları sarsılır ve bir ürperme henüz hareketsiz sessizliklere doğru akarken, Ilúvatar üçüncü kez ayağa kalktı; yüzü artık bakılamayacak kadar korkunçtu. Sonra her iki elini kaldırdı, Dipsiz Derinlikler'den daha derin, Sema'dan daha yüksek ve Ilúvatar'ın gözündeki ışık gibi delip geçici bir akorla Müzik kesildi.(*:bırakmıyor ki müzik yapsın. ama iyi ama kötü. bencil pislik)

    Sonra Ilúvatar konuştu ve dedi ki: "Ainur güçlüdür ve aralarında en güçlüsü Melkor'dur; ama o ve tüm Ainur bilir ki ben Ilúvatar'ım, şarkıda söylediğiniz şeyleri size göstereceğim ve böylece ne yaptığınızı anlayabilesiniz. Ve sen, Melkor, tamamen benden kaynaklanmayan hiçbir temanın çalınamayacağmı ya da bana rağmen değişmeyeceğini göreceksin. Çünkü buna kalkışana, kendisinin hayal bile edemeyeceği, çok daha harika şeylerin tasarlanmasında benim enstrümanım olduğu kanıtlanacak."

    Ainur korktu, onlara söylenen sözleri kavrayamamışlardı; ve Melkor, gizli öfkenin doğurduğu utançla doldu. Ama Ilúvatar ihtişam içinde kalkıp Ainur için yarattığı o güzel yerden uzaklaştı; ve Ainur da onu izledi.

    Boşluk'a geldiklerinde Ilúvatar onlara dedi ki: "İşte Müziğiniz!" Ve daha önce yalnızca işitilmiş olanları görünür hale getirerek onlar için bir görüntü oluşturdu; önlerinde görülebilir hale gelmiş yeni bir Dünya gördüler ve o, Boşluk'un ortasında bir küre şeklini aldı, orada muhafaza edildi ama ona ait değildi. Baktılar ve hayran oldular, Dünya tüm ayrıntılarıyla tarihini gözlerinin önüne sermeye başlamıştı, onlara yaşayıp gelişiyormuş gibi gözüktü. Ainur bir süre izleyip sessiz kaldı ve Ilúvatar yeniden konuştu: "İşte Müziğiniz! Bu, sizin ozanlığınız; her biriniz, kendisinin tasarladığı ya da eklediği gibi gözükebilecek her şeyi, önünüzde yarattığım bu tasarım içinde yaratılmış bulacak. Ve sen, Melkor, aklının tüm gizli düşüncelerini keşfedecek, onların bütünlüğün bir parçası ve onun zaferine yardımcı olduğunu anlayacaksın."

    Ve bu süre içinde Ilúvatar Ainur'a birçok başka şey de söyledi; çünkü onların belleği onun sözleriydi ve bilgi yaptıkları müziklerindeydi, böylece Ainur, geçmişte olanların, şu anda oluşanların ve gelecekte olacakların çoğunu biliyordu, çok az şey onlar tarafından görülmedi. Ama yine de tek başlarına ya da birbirlerine danışarak göremedikleri bazı şeyler de vardı; çünkü Ilúvatar, kendisi dışında kimseye her şeyi açıklamamıştı ve her çağda yeni olan, önceden haber verilmeyen şeyler ortaya çıktı, çünkü bunlar geçmişten kaynaklanmıyorlardı. Ve Dünya'nın görüntüsü önlerinden geçtikçe, Dünya'nın onların hiç düşünmedikleri bazı şeyleri de içerdiğini gördüler, Ve hayranlık içinde Ilúvatar'ın Çocuklan'nın gelişini, onlar için hazırlanmış mekânı gördüler; müziklerini oluştururlarken aslında bu mekânın hazırlaması için uğraştıklarını kavradılar, henüz onun güzelliğinin ötesinde bir amacı olduğunu bilmiyorlardı. Çünkü Ilúvatar'ın Çocukları sadece onun tarafından tasarlanmıştı; üçüncü temayla yaratılmışlardı, Ilúvatar'ın başlangıçta oluşturduğu temada yoktular; ve hiçbir Ainu onların yaratımında rol almamıştı. Bu yüzden izlediklerinde kendilerinden farklı, garip ve özgür şeyler olarak onları daha da sevdiler, onlarda yeniden yansıtılan Ilúvatar'ın aklını gördüler ve onun bilgeliğini biraz daha öğrendiler, ki bu Ainur'dan bile saklanmıştı.

    Ilúvatar'ın Çocukları, Elfler ve İnsanlar'dır, İlkdoğanlar ve Takipçiler. Ve Ilúvatar, Dünya'nın tüm ihtişamının ortasında, geniş salonlar ve boşlukların, dönen ateşlerin arasında, Zamanın Derinlikleri'nde ve sayılamayan yıldızların ortasında onların yerleşmeleri için bir yer seçti. Ve bu yerleştirme, Ainur'un korkunç keskinliğine değil de sadece heybetine bakanlar için çok küçük bir şey olarak gözükebilirdi; Arda'nın tüm yüzeyini sütunlarla kaplayıp zirvelerini gerekmediği kadar keskin koniler halinde yükseltmek; yalnızca Dünya'nın ölçülemez genişliğine bakanlar için önemsiz gözükebilirdi, Ainur'un yapmakta olduklarına hâlâ önem vermeyenler, onların bütün her şeyi onun içine yerleştirdiğini göremediler. Ama Ainur, görüntünün içinde oraya bakıp Ilúvatar'ın Çocuklan'nın orada büyüdüklerini gördüklerinde, aralarındaki en kudretli olanların çoğu, tüm düşüncelerini ve tutkularını onlara doğru yöneltti. Ve bunların lideri Melkor'du; başlangıçta Müzik'te rol alan Ainur'un en kudretlisi. Düşüncelerini sakladı, içinde oluşan sıcağın ve soğuğun karmaşasını kontrol ederek, Ilúvatar'ın Çocukları'nın iyiliği için her şeye düzen vermeyi ve o yöne gitmeyi arzularmış gibi göründü, başlangıçta gerçeği kendisinden bile saklamıştı. Ama Ilúvatar'ın Elflere ve İnsanlara bahşetmeye söz verdiği ihsanları kıskanmıştı, Elfleri ve İnsanları kendi iradesine boyun eğdirmeyi arzuladı; buyruk altında olanlara ve hizmetkârlara sahip olmayı, Efendi diye çağrılmayı ve diğer güçlerin üzerinde bir güç olmayı diledi.

    Ama diğer Ainu'lar, Elflerin Arda dediği Dünya'mn engin boşluğu içinde kurulmuş bu yere baktılar; kalpleri ışık içinde yıkandı, birçok rengi izleyen gözleri sevinçle doldu; ama denizin kükremesinden büyük bir rahatsızlık duydular. Rüzgârlarını, havasını, demirden, taştan, gümüşten, altından ve birçok maddeden yapılmış olan Arda'nın öğelerini dikkatle incelediler: bütün bunlar arasından en çok suyu övdüler. Ve Eldar der ki, Ainur'un Müziği'nin yankısı, Yeryüzü'ndeki herhangi bir Öğeden daha çok suda yaşar; Ilúvatar'ın Çocukları'nın çoğu hâlâ Deniz'in sesini doyumsuzca dinler ve ne dinlediklerini hâlâ bilmezler.

    Şimdi Elflerin Ulmo diye isimlendirdiği Ainu, düşüncesini suya çevirmiş, Ilúvatar tarafından en derin şekilde müzikte eğitilmişti. Ama Ainur'un en soylusu olan Manwë, en çok havayı ve rüzgârları düşünmüştü. Ilúvatar'ın beceri ve bilgiyi Melkor'dan birazcık daha az ihsan ettiği Aulë, Dünya'mn dokusunu düşünmüştü; Aulë'nin mutlu-, J luğu ve gururu, yaratım işinde ve yaratılmış şeylerdeydi, ne sahip olmaktan ne de kendi ustalığından gurur duyuyordu; bu yüzden veriyor ve biriktirmiyordu, yaptıklarını korumak için hiçbir kaygı duymaksızın durmadan yeni şeyler yaratmaya uğraşıyordu.

    Ilúvatar, Ulmo ile konuştu ve dedi ki: "Melkor'un senin egemen olduğun bölge için savaştığını, Zamanın Derinlikleri'ndeki bu küçük ülkede, burada, nasıl göremiyorsun? Melkor, kendisini keskin ve sınırsız bir soğuk olarak düşünmüş ve henüz pınarlarının veya berrak birikintilerinin güzelliğini yok etmemişti. İşte bak, kar ve ayazın kurnaz çalışması! Melkor, sınırlılığı olmayan sıcaklıkları ve ateşi tasarladı, senin tutkunu tamamen kurutmadı ya da denizin müziğini tümden bastırmadı. Bulutların yüksekliğine ve görkemine, daima değişen sislere bak; Yeryüzü'nün üzerine yağmurun düşüşünü dinle! Ve yaptığın bu cezbedici bulutlarla, arkadaşın, en sevgili dostun Manwë'ye daha da yakınlaşmışsın."  

    Sonra Ulmo cevapladı: "Gerçekten de, Su, şimdi yüreğimin hayal ettiğinden daha güzel oldu, ne gizli düşüncem kar tanesini anlamıştı, ne de müziğim yağmurun düşmesini içermişti. Manwë"ye ulaşacağım, böylece o ve ben, sizi mutlu etmek için sonsuza dek melodiler üretebileceğiz!" Ve Manwë ve Ulmo başlangıçtan itibaren birleştirildi ve her şeyin yanında Ilúvatar'm amacına en içten sadakatle hizmet ettiler.

    Ama Ulmo konuşurken ve Ainur hâlâ görüntüyü izlerken, görüntü önlerinden alındı, görüşlerinden saklandı; ve onlar, o anda daha önce düşünce dışında bilmedikleri yeni bir şeyi, Karanlık'ı kavradılar. Ama görüntünün güzelliğiyle büyülenmiş olarak, oraya var olmak için getirilmiş Dünya'nın gözlerinin önüne serilmesiyle ele geçirilmişlerdi, akılları bununla doluydu; görüntü alınıp götürüldüğünde tarih tamamlanmamış, zamanın halkaları tam şekillenmemişti. Ve bazıları der ki, görüntü İnsanların Egemenliği'nin tamamen gerçekleşmesi ve Ilkdoğanlar'ın zayıflamasından önce kesilmiştir; bu yüzden, Müzik tamamen bitmesine rağmen, Valar, Sonraki Çağlar'ı ya da Dünya'nın sona ermesini görememişti.

    Sonra Ainur arasında huzursuzluk oldu; ama Ilúvatar onları çağırdı ve dedi ki: "Akıllarınızın arzusunu, gördüklerinizin yalnızca düşüncenizde değil, gerçekte olmasını istediğinizi biliyorum, ama sizler tamamiyle kendiniz olansınız ve yine de diğerlerisiniz. Bu yüzden diyorum ki: Eä! Bırak olsun! Yokolmayan Alev'i Boşluk'un içine göndereceğim; o, Dünya'nın kalbinde olacak ve Dünya Var Olacak; aranızdan isteyenler içine inebilir." Ve Ainur, aniden çok uzakta bir ışık gördü, sanki alevin kalbinin yaşadığı bir bulut gibi; bunun yalnızca bir görüntü olmadığını bildiler, Ilúvatar'ın yarattığı yeni bir şeyi: Eä'yı, Var Olan Dünya'yı.



    Böylece Ainur'un bir bölümü, Dünya'nın sınırlarının ötesinde Ihı-vatar ile yaşamaya karar verirken, içlerinde en görkemli ve en güzel olanların çoğu, onun yanından ayrılıp Dünya'nın içine indi. Ilúvatar'ın yarattığı bu durum on arın sevgilerinin gereğiydi ve Dünya ta-mamlana dek, güçleri o andan sonra Dünya'da kapsanıp sınırlanacaktı, böylece onlar onun yaşamı, o da onlarınki oldu. Ve bu yüzden Dünya'nın Güçleri, Valar diye adlandırıldılar.

    Ama Valar, Eä'ya indik erinde başlangıçta şaşkınlığa düştüler, çünkü sanki görüntüde gördükleri hiçbir şey henüz yaratılmamış gibiydi, her şey başlama noktasındaydı, henüz şekillenmemiş ve karanlıktı. Çünkü Ulu Müzik, Zamandışı Salonlar'da düşüncenin büyüyüp çiçeklenmesiydİ ve Görüntü yalnızca bir önceden göstermeydi; ama şimdi Zaman'ın başlangıcın girmişlerdi, Dünya'nın olduğunu, ama önceden ima edilip önceden söylendiğini anladılar ve bu söylenenleri gerçekleştirmeliydiler. Böylece, ölçülmemiş ve keşfedilmemiş boşluklarda başladı büyük uğraşlar , sayılmamış ve unutulmuş çağlarda, Zaman'ın Derinlikleri'nde ve Eä'nın engin salonlarının ortasında, o an gelene, Ilúvatar'ın Çocuklan'nın mekânı yapılana dek. Ve bu uğraşta asıl iş, Manwë, Aulë ve Ulmo tarafından üstlenildi; ama Melkor da başlangıçtan beri oradaydı; eğer yapabilirse kendi tutku ve amaçlarına yönelterek, yapılmış olan her şeye karıştı; ve büyük ateşler yaktı. Bu yüzden Dünya henüz genç ve alevlerle doluyken, Melkor ona göz koydu ve diğer Vala'lara dedi ki: "Burası benim krallığım olacak; ve onu kendime alıyorum!"

    Ilúvatar'ın aklında Manwë, Melkor'un kardeşiydi ve Ilúvatar'ın Melkor'un ahenksizliğine karşı yükselttiği ikinci temanın ana enstrümanıydı; Manwë irili ufaklı birçok ruh çağırdı ve onlar da Arda'nın düzlüklerine indiler, Melkor'un uğraşın tamamlanmasına sonsuza dek engel olup Dünya çiçeklenmeden solmasın diye uğraşırken ona yardım ettiler. Ve Manwë, Melkor'a dedi ki: "Bu Krallığı haksızlık ederek kendine almayacaksın, çünkü başkaları da burada senden daha az çalışmadı." Melkor ile Valar arasında bir çekişme vardı; o zaman Melkor geri çekilip başka bölgelere gitti ve orada yapacaklarını yaptı; ama Arda Krallığı'na duyduğu arzuyu kalbinden uzaklaştırmadı.

    Valar kendilerini suret ve sese büründürdü; çünkü Ilúvatar'ın Ço-cukları'na duydukları sevgiyle Dünya'ya sürüklenmişlerdi ve onlardan umutluydular, Ilúvatar'ın Görüntüsü'nde gözlemledikleri o üsluba uygun suretlere büründüler, yalnızca haşmet ve ihtişamlarını bir kenarda bırakmışlardı. Üstelik suretleri, Dünya'nın kendisinden çok görünür Dünya'ya dair ilimlerinden kaynaklanıyordu; ve buna ihtiyaçları yokken yalnızca bizim gibi giyindiler, biz yine de çıplak olabilir ve buna katlanabilirdik ki bu var oluşumuza zarar vermezdi. Bu yüzden Valar, eğer isterlerse giysisiz gezinebilecek, var olmalarına rağmen El-dar bile onları açıkça fark edemeyeceklerdi. Ama kendilerini örtmek istedikleri için, Valar'ın bir bölümü erkek, bir bölümü kadın suretine büründü; çünkü başlangıçlarından beri onlarda bu mizaç farklılığı vardı ve onlar ki kendi seçimlerinde bedenleştiler, ama onları seçimleri belirlemedi; tıpkı bizim seçtiğimiz giysilerimizle erkek ya da dişi olarak gözükmemiz ve giysilerimizi seçtiğimiz için erkek ya da dişi olmadığımız gibi. Ama Ulular'ın büründükleri suretler, Ilúvatar'ın Çocukları'nın gelmiş geçmiş tüm kral ve kraliçelerinin suretleri gibi değildi; çünkü onlar bazen kendilerini düşüncelerine göre suretlendi-rebilecek, ihtişamlı ve dehşetli biçimlerde görünür olabileceklerdi.

    Ve Valar yanlarında bazıları daha güçsüz, bazıları nerdeyse kendileri kadar kudretli, birçok yoldaş sürükleyerek Dünya'nın düzenlenmesi, karışıklıklarının giderilmesi için birlikte uğraştılar. Sonra Melkor yapılmış olanları gördü; Valar'ın Dünya'da görünür güçler olarak yürüdüğünü, Dünya'nın giysisine büründüklerini, bakıldığında hoş, parıltılı ve mutlu olduklarını, Dünya'nın onların zevki için bir bahçe haline geldiğini çünkü karışıklıklara boyun eğdirildiğinİ gördü. İçindeki kıskançlık daha da büyüdü; o da görünür bir suret aldı, ama içinde yanan ruhu ve kötülüğü yüzünden büründüğü suret karanlık ve korkunçtu. Ve diğer Valar'ın her birinden daha kudretli ve heybetli bir şekilde, denizin içinden yükselen, zirvesi bulutların üzerinde, buzla kaplı, duman ve ateşle taçlanmış bir dağ gibi, Arda'nın üzerine çöreklendi; Melkor'un gözlerinin ışığı, ısısıyla kurutup solduran, öldürücü bir soğukla içe işleyen bir alev gibiydi.

    Böylece Arda'nın egemenliği için Valar'ın Melkor ile ilk savaşı başladı; ve bu karışıklıklar hakkında Elfler çok az şey bilirler. Çünkü burada anlatılanlar Valar'ın kendi sözlerinden kaynaklanır, gerçi Valinor topraklarında Eldalië onlarla konuştu ve onlar tarafından eğitildi ama Elflere, onların gelişlerinden önceki savaşlardan çok az bahsettiler. Ancak Eldar arasında denir ki, Melkor'a rağmen Valar, daima Dünya'yı yönetmeye ve Ilkdoğanlar'ın gelişi için onu hazırlamaya çalışmıştı; topraklar kurdular ve Melkor onları yok etti; vadiler oydular ve Melkor onları yükseltti; dağları biçimlendirdiler ve Melkor onları düzleştirdi; denizler oydular ve Melkor onları dağıttı; hiç barış olamadı ya da hiçbir şey olgunluğuna ulaşamadı, çünkü Valar bir işe başladığında, Melkor onu mahvedecek ya da bozacaktı. Ama çabaları tamamen boş yere değildi; hiçbir yerde veya hiçbir işte arzuları ve amaçları tamamen bitiriimemesine rağmen ve her şey Valar'ın ilk başta tasarladığı renk ve şekillerde olmamasına rağmen, her şeye rağmen, yavaş yavaş Dünya'ya şekil verilip sağlamlaştırılmıştı. Böylece, Zamanın Derinlikleri'nde, sayısız yıldızın ortasında Ilúvatar'ın Çocuklarının mekânı sonunda kuruldu.