youreads saçmalama tahtası - youreads



  1. /r/showerthoughts mantığı güzel.

    girişiyorum o zaman

    mesela çocuk yetiştirirken ebeveynlerin yaptığı şu hareket beni düşündürdü dün sabah.
    çocuk kahvaltı etmek istemiyor ve balı yemiyordu. ebeveyni ve yanındakiler "aa bak ben yerim yoksa" şeklinde başlayıp bala bir talep yarattılar. yok birisi diyor ki "mm çok güzel", "bak bitiyor hadi kalmayacak sana", "oh oh oh" şeklinde girdiler çocuğun aklına. tamam bu güzel bir kullanım ama şimdi şöyle düşünün

    6 7 yaşına kadar bir çocuk sürekli bunları duyarsa daha sonra herkesin istediği şeyi istemesi normal değil midir?
    kendi fikri olamaz mesela bir şeyler üzerinde?
    ahmet yapıyor diye onun da yapması çok normal olmaz mı bu durumda?

    düşündürmüştü beni.
    she
  2. kışa hazırlık olsun diye bir çuval çorabı ayıklamaya koyuldum demin.
    yırtıkları dikmeyeceğim bu sefer direkt atacağım diyorum kendi kendime.
    diplere daldırdım elimi başladım çorapları çıkarmaya.
    eski bir çift çorap belki 4 belki 5 yıllık. tak lise yılları, arkadaşın evinde oturuyoruz.
    bir başka çorap. istemeye istemeye gittiğim misafirlikte giymiştim bunu.
    bir başkası, annem almıştı bunu bana diyorum. diğeri ameliyat hediyesi.

    başladık mı anılara dalmaya? geçen çalışma odamın dolabını düzenlerken de aynı şey olmuştu ama çorap lan bu çorap yani. ne kadar anı biriktirebilirsiniz ki bir çift çorapta?
    sanırım gözlerim boşta kaldığında ayaklarıma baktığım için bu kadar yer edinmişler aklımda.

    derken en sevdiğim çorabım karşıma çıkmasın mı? o kadar rahat ki. altı eksta yumuşak. renklerine bayılıyorum. pofuduk pofuduk bir şey.
    ama teki var, teki yok. aradım taradım yok.
    atamadım.
    öylece koydum çekmeceye. bir daha giyemeyeceğimi bilmeme rağmen.
    sonra kalktım bilgisayarın başına oturdum. bu yazıyı yazdım. hala yazıyorum. çoraplar odanın ortasında öylece duruyor.

    ben güya hiçbir şeye bağlı değildim, özgürdüm, vazgeçemeyeceğim bir şeyim yoktu. hani sevgilim filan olursa, o benden korksundu.

    çorabı atamadım ulan çorabı!
  3. mesela ben başkasından duyduğum ve sevdiğim bir şeyi, diğer başkalarına anlatırken hep referans veririm.

    "ya bizim işte x arkadaş şöyle demişti bir gün....." gibi veya "youreads'te bir adam yazmış
    işte şöyle şöyle" falan diye. bence önemlidir yani bu.

    şey de olabilir. birisi bir laf söyler hep, onunla özdeşleşmiştir falan mesela o laf, sen de seversin kullanırsın kendi ortamında. ama referans vermelisindir bence. şu şöyle diyor ya çok seviyorum falan diyip gitmelisin o lafın peşinden. böyle bir kural olmalı.

    çok ucuz oluyor bazı insanlar mesela. filmlerde falan görüyoruz ya böyle şeyleri, gerçek hayatta da var hakkaten. ben biliyorum mesela başkasından duyduğu lafı prim yapmak için söylüyor falan gözümün içine baka baka. çok üzülüyorum lan sonra ben?

    birinden bir şey de çekmedim yani garezim falan veya acım yok bu konuda. sadece arkadaşlarımın laflarının kullanılmasına rastladım bu şekilde. sinirlendiriyor beni işte ne bileyim.

    böyle olduğu için de çok sevdiğim şeyleri anlatmıyorum mesela insanlara?? çalacaklar diye. insanlar dediğim yakınlarım dışındaki insanlar.

    size de oluyordur belki çok önemli bir bilgi vardır sizde, veya yurtdışı gezinizde öğrendiğiniz bir şey de olabilir. bir müzik vardır özellikle sevdiğiniz kimse bilsin istemediğiniz.
    she
  4. erkek: size göre sinemanın en yetkin özelliği nedir?
    kadın (biraz duraksar): bence oyunculuk.
    erkek: peki bir "oyuncu" nedir?
    kadın: oyunculuk benim çocukluk hayalim. daha küçüklüğümde aynanın karşısına geçip şarkı söylerdim, tarağımı ıslatıp saçımı halden hale sokardım. büyüyünce ne olacaksın sorusuna hep oyuncu cevabını verdim. bugün de karşınızdayım, tek istediğim film yıldızı olmak.
    erkek: neden bir film yıldızı?
    kadın: çünkü ün getirir, hayranlarınız olur. (hayallere dalar, duraksama geçer) nasıl desem, sokakta sizi parmakla gösterirler, para kazanırsınız. ancak para benim için ikinci plandadır hep, isteğim ünlü olmak, bir hikayenin içinde karaktere bürünmek.
    erkek: stanislavski"yi tanır mısınız?
    kadın: hayır, müzisyen mi?
    erkek: peki senaryoda en çok ilginizi çeken kısım nedir?
    kadın: bilmem ki... herhalde diyaloglar.
    erkek: neden diyaloglar?
    kadın: konuşmayı seviyorum. özellikle filmde konuşan insanlara bayılırım.
    erkek: fobileriniz veya tabularınız var mı?
    kadın: mesela?
    erkek: yani kamera karşısında soyunur musunuz?
    kadın: hedeflerim için her şeyi yaparım. soyunurum.
    erkek: sinema tarihinde sizi en çok etkilemiş sevişme sahnesini anlatabilir misiniz?
    kadın: evet, titanik"te ki sahneye bayılırım.
    erkek: en çok sevdiğiniz yazar kimdir?
    kadın: yerli mi yabancı mı?
    erkek: her ikisi.
    kadın (biraz duraksar, düşünür): nazım hikmet ile sabahattin ali. yabancı ise... şeker portakalının yazarı. ismini telaffuz edemiyorum maalesef.
    erkek: kürk mantolu madonna en sevdiğiniz roman herhalde?
    kadın: aynen. kesinlikle.
    erkek: yaşadığmız dünyada marksizmin gücünü nasıl değerlendirirsiniz?
    kadın: güzel. çok iyi, katılıyorum marx"a.
    erkek: sizce marx, "insan yaşadığı mühit ve çevreye dönüşür" derken anlatmak istediği şey nedir?
    kadın: nasıl yani?
    erkek: veya "kırsal yaşam aptallaştırır" dediğinde şehireşmeyi bir kurtuluş olarak mı görür?
    kadın: aynen...
    erkek: seks sizin için ne ifade eder?
    kadın: insanlar bütünleşirler. zevk alırlar. seks, zevktir.
    erkek: peki orgazm?
    kadın: daha yaşamadım. ya da belki yaşadım ama nasıl bir duygu olduğunu bilmiyorum.
    erkek: hiç sevişmediniz mi?
    kadın: sevişdim ama seks yapmadım.
    erkek: sevişmekle seks aynı şey değil mi?
    kadın: değil tabii ki. seks için kendimi hazır hissetmiyorum.
    erkek: sizce tanrı var mı?
    kadın: var tabii ki.
    erkek: bir an olmadığını düşünün, sizce tanrı yoksa her şey mubah mı olur, yasak mı?
    kadın: felsefeden anlamıyorum. ama herhalde yasak.
  5. hepsi devletin yüzünden...

    bundan tam 8 sene önce piyangoyu kazandım ben, büyük ikramiye. devlet, hiç param kalmadı diyerek yüklü bir miktar dokunulmazlıkla ödedi borcunu. ben de paraya çevirmek için satmaya başladım dokunulmazlıkları. insanların ihtiyacına göre satıyordum, dokunulmazlıkçı olmuştum artık. bir gün, işleri büyütüp, yeni dökülen betonlara, yeni çekilmiş sıvaya, hatta müzedeki eşyalara bile dokunulmazlık sattım. fikirlerim, fikirleri doğuracak ya işte, mağazalarda satılan koltuklara, kanepelere, sandalyelere oturulmazlık satmaya başladım. hatta riskli yapılara bile oturulmazlık satmaya başladım, inanılmazlık günlerdi.

    zengindim artık, istediğim şeye istediğim mazlığı satıyordum, tam bir mazlıkçı olmuştum. ülkenin gençlerine artık bu ülkede durulmazlık, ortaya rastgele yaz günü yağlı yemek yapılmazlık gibi. daha neler neler...

    ta ki, bir kadın çıkıp, bana, sen çok değiştin, artık seninle beraber olunulmazlık verene kadar. her şey birbirine girmişti, tüm mazlıklarım anlamsızlaşmıştı. hepsi değer kaybetmeye, kabul edilmemeye başladı. zamanla da bittiler ve benim tüm servetim eridi, iflas ettim ve bugünlere geldim. çok zengindim, çok. durduk yere kaybettim tüm her şeyimi.

    hepsi devletin yüzünden, paramı nakit verse, işte o zaman hiç kimse dokunamazdı bana.
    isk
  6. maşallah sübhanallah bu sitedekilerin saçmalaması bile elinde kimyasalla dolu beherglas tutan çatlak profesör tadında.

    takipte kalacağım başlık.
  7. umutsuzluğa düşerim ben çoğu zaman geleceğe dair hayallerimde.
    çıkış yolum bariz değildir, dallı budaklıdır hep. hangi yöne gittiğimi hayal etsem yatakta dönüp dururken her gece yarısı, tıkanıyor bir şekilde yolların geri kalanı.

    şu şöyle olsa bu da böyle, ne kadar güzel olacak değil mi söyle?
    şu şöyle olmuyor hiç, e bu da olmuyor haliyle böyle.

    yaa sabır diyorum. bekleyelim ve görelim.
    geçmeye başlıyor sonra saatler dört nala, günler günleri kovalamakta ve haftalar da bu telaşa katılmakta...ben de varım diyor hafta..bekleyelim istersen abim ay ile birlikte. diyorum ki haftaya: baban yıl eşlik etmezse sevinirim, annen mevsim bile gelse olur bekleyelim.

    beklenen gün gelmeden belli ediyor kendini gerçekler apaçık. ki güneşin bile değişir kızıllığı ve bağırır "geliyor düşmanım karanlık!". hani güneşli bir havada bile olsan bilirsin ya akşamın zamanını, ben de yüzüm gülerken bile biliyorum artık göz yaşının dinlemeyeceğini amanımı.

    tahta masamdaki umut kırıntılarını süpürüyorum daha fazla ezilmesinler diye üstüne alelade bir gazete kağıdını serince. oluruna bıraktığım her şeyin sonu bitap, müdahil olduklarım ondan daha harap. elimde bir şişe şarap ve ben sövüyorum.
  8. deneysel bankacılıktan aldığım ilham ile deneysel kankacılık olayına atılmak istiyorum. bir kobay olarak kullanmak istiyorum kişileri, ki kankacılık kullanılan bir şey olsa gerek. yani, arkadaşım, dostum, yoldaşım, kaderdâş, efkârdâş, hüzündâş ve ruhdâş gibi en güzel aidiyet belirtileri var iken, kankam nedir, isa musa aşkına. allah aşkına de bana kanka ne demek? ne idüğü belirsiz bu kelimeciği kim ses etmiş ise dilini eşek arısı soksun! kankam aşağı kankam yukarı, piston aşağılara gelesiniz. lâtife hanım bir yana; ciddiyete davet edelim kelâmı da, sahiden de kanka itici ve irrite edici bir hitap. istirham ederim aklı başında aidiyet mefhumları üzerine beraberlik bina edelim. kanka deniz kumuna benzer ve deniz kumu ile inşa olan göçer. kaya gibi sert ve dağ gibi ulu hitapları birbirimize reva görelim. bu arada itici ve irrite kelimeleri de çok cins.
  9. youser'ların içini döktüğü bu mecraya ben de katılmak isterim.

    ''ulan'' diyorum bazen (kendime ara ara derim bunu, kendimle daha samimi olmak için) ''elde etmek istediğim bir şeye sadece umudumu kestiğimde ulaşabiliyorum.'' hemen küçük bir matematikle şu sonuca varıyorum: daha çok ''şey'' için daha çabuk umudumu kesmeliyim o halde. sonra ''lan'' diyorum (bu sefer kendimi ikaz etmek amacıyla) ''umudumu hemen kaybedeceksem hayal kurmanın ne anlamı var.'' sözün özü sözlük, hayal kurup geleceğe umutla bakmaktan ciğerim soldu.
  10. ben diyorum ali böyle demiş. gidiyor veli böyle demiş diye anlatıyor. anlattığı kişi gidiyor veli ye neden böyle dedin diyor. velini haberi yok.
    bazı insanlar dünyaya işleri birbirine karıştırmak için resmen mikser olmak amacıyla gelmişler. biraz azalsanız da nefes alsak.