1. "arzu: freud'un wunsch kavramı ingilizce'ye wish (istek) olarak çevrilegelmiştir. lacan'da ise bu kavram ihtiyaç ile talep arasında bir konuma sahip olduğu için cinsel çağrışımları daha fazla olan arzu (desir) ile karşılanır. istek tikel ve adlandırılabilirdir, tatmini mümkündür; arzu ise nesnesinin belirsizliği ile ve kesintisiz, tatmin edilemez zorlayıcılığı ile tanımlanır. lacan'a göre, ihtiyaç ile onun dile getirilmesi olan talep (ki dil taleplerden ibarettir) arasında doldurulması imkansız bir boşluk vardır; arzu tam bu boşluğa yerleşir. ihtiyaç, tanımı gereği simgelerle ifade edilemez, talep ise zorunlu olarak simgeseldir. arzu, bu iki özelliği birden taşıdığı için, ona neden olan nesne ile onu tatmin edecek nesne daima farklıdır ve bu nedenle gerçek arzu asla tatmin edilemez. zizek'in üzerinde ısrarla durduğu 'arzuladığın nedir?, aslında ne istiyorsun?' sorusu, arzunun nedeni ile nesnesi arasındaki bu örtüşmezliğin öznede yarattığı belirsizliğin ifadesidir. özne daima bir şeyi arzulamakta olduğunu bilir, ama bunun tam olarak ne olduğundan asla emin olamaz."

    slavoj zizek, ideolojinin yüce nesnesi
  2. bu konuda spinoza’nın görüşünü almak isteseniz size tek bir cevherden, bu cevhere bağlı sıfatlardan, sıfatların tavırlarından ve bu tavırların duygulanışlarından bahsederdi. yani benim anladığım kadarıyla tanrı tabiatının birtakım sıfatlarının tavırlarından teşkil olan insan ruhu bedeninin duygulanışlarını kavrar, biz buna arzu deriz. başka zamanlarda; arzuyu gerçekleştirmede gösterilen dirayet açıklamasıyla irade deriz, kabaca iştah deriz, isteğin yöneliminde uzağa gider basiret deriz, nedenine bakar nefis deriz.

    mesela canı çekmek diye bir tabir var, can ruhtur, bedeni kavrar, asıl isteyen beden değil ruhtur demek istiyor “dil”.

    spinoza ruh için de tanrının fikri diyor, her bedende tanrının fikri farklı kavrama yetkinliğine sahiptir diyor. benim ruhum başka bedenlerin ya da cisimlerin duygulanışlarını kavrayamıyorsa bu yalnızca bana aittir, kavrama ve yetkinlik açısından diğer ruhlardan tıpkı bedenler ve cisimler gibi ayrışmıştır.

    fakat arzunun ya da iştahın tanrı tabiatına bağlı sıfatların tavırlarından kaynaklanmayacağını ancak yine bu cevher tarafından gerektirileceğini söylüyor. yani peynir yemek istiyorum değil, peynir yemek istemem gerektiriliyor. eğer burada toplumsal açıdan bakılırsa bireyler bir yere kadar etkin bir yere kadar da edilgin durumda hiyerarşik olarak diziliyorlar. bu da bireyin iştah sınırlarını oluşturuyor, neyi isteyeceğimizi bize öğretiyor.

    velhasıl bizim arzularımız maşallah bizden başka her şeye bağlı. ama yine de arzulamaya devam ederiz, çünkü cevherin tabiatı bize bazı sıfatlarının tavırlarına duygulanma olarak yansıyıp zorunlu olarak gerektirdi. tavırların farklı miktarda ve biçimde duygulanışları, payına düşen fikrin kavrama yetkinliğinin sınırlarına göre ortaya çıkıyor. (demiş özetle)

    david hume “isteme” yi yapma-yapmama olarak tanımlıyor.
    “özgürlükten yalnızca istemenin belirlemelerine göre eylemde bulunma ya da bulunmama gücünü anlayabiliriz, yani hareketsiz durmayı seçersek hareketsiz durabiliriz, harekete geçmeyi seçersek, yine, harekete geçebiliriz”

    kant ise iyiyi isteme olarak farklılaştırıyor ve içgüdüsel isteklerin bir değeri yoktur, önemli olan aklın iyi isteme yapması diyor, aklın görevi budur. iyi istemek eyleme geçmek ve iyi sonuç almak olarak değil tabi ki, sonucunda mutluluk olan bir istemeden bahsetmiyor, sadece kendinde iyi olan bir akıl yoluyla iyiyi isteme faaliyeti. her yapma etme eylem değildir, ilkelere göre yapılan faaliyetler eylemdir diyor ve buradan ödev ahlakına geçiş yapıyor.

    schopenhaure’e göre “isteme gövdenin a priori bilgisi, gövde de istemenin a posteriori bilgisidir” bu bakış açısı yukarıda belirtilen spinoza’nın görüşüyle ahenk içinde. fakat kendi başına bir istemeyi bilgisiz ve kör bir dürtü olarak niteliyor.

    nietzsche ise gelip bu istemeyi doğrudan gücü istemek olarak ele alıyor ve kant’ın ödev ahlak vs tanımlamalarına uydurma sıfatını yapıyor. çünkü istemeyi ahlakileştirmenin kapısı nihayetinde nihilizm’e açılacaktır. (demiş özetle)

    kant ve nietzsche'de ayrıntılı inceleme için: http://www.flsfdergisi.com/sayi8/1-16.pdf

    işin özü isteme denilen şey maddenin yapıtaşlarında bile var. hatta bilimsel olarak a-priori olduğu ispatlanıyor. enerjinin kütleye dönüşümü de bir istemedir, eril enerjinin(bozon) dişil boşlukla(higgs alanı) bütünleşerek- birlikte, birbirini yok ederek kütleli varoluşa dönüşümü ile meydana gelen atomaltı parçacıklarının (kütle çekim kanunu ya da isteme-arzu denilebilir) bir araya gelerek oluşturduğu cisimleriz. “neden peynir yemek istiyorum” sorusunun cevabı bu devinim olabilir.
    abi
  3. türk insanındaki karşılığı "of yavrum karıya bak" dışavurumuyla ifade edilir.
  4. çok fazla metafizik alana ve felsefeye girmeye gerek var mı, emin değilim.

    richard dawkins'in bencil gen varsayımı, eğer doğruysa, der ki verili çevresel koşullar içinde kendisini nesilden nesile aktarma özelliği bulunan genler ayakta kalır. başarılı genler bencildir.

    freud der ki insanın ilkel güdüleri ile toplumsal yaşamın zorunlulukları arasındaki tezat bilinçaltı şeklinde bir tekilliğe neden olur.

    dawkins aynı zamanda dedi ki, insanı diğer hayvanlardan ayıran özelliği bilincidir ve insan, bilincini kullanarak genlerinin dayatmasına karşı durmayı öğrenebilir.

    marx dedi ki kapitalizm ne kadar uygar görünürse görünsün insan toplumunun tarih öncesi çağıdır ve tarih, insan toplumunun kendi kendini bilinçli şekilde yönetmesiyle başlar.

    ne kadar bireysel görünürse görünsün arzu toplumsal yapıyla şekillenir. mutlak değildir, aşılmaz değildir, değişmez değildir.
  5. arzu edilenden ziyade neden arzu etmeye aşığızdır?
    belit
  6. "men ta senin yanında dahi hasretem sana"

    rabia hatun, (13.yüzyıldan bir kadın şair)
  7. bilinmez süreçlerden gelir ama terbiyesi mümkündür. kördür ama yola getirilebilir. ibn-i haldun der ki: "insan alışkanlıklarının çocuğudur." kör olduğu için felakete sürükleyebilir insanı çünkü hiç durmaz. her yerine getirilen arzu yeni bir kapıyı açar. tatmin olmaz, diğerine yönelir. havuç gösterilerek koşturulan eşekler gibi koşulur peşinden. havuca ulaşma imkanı yoktur.

    "ölmeden önce ölünüz." hadisi aşık veysel'in dediği gibi, "nefsini öldür ölmeden" olarak okunmalı. (bkz: bayezid-i bistami)
  8. "cinsel arzu, aslında, karşıdaki insanın zihni ve bedeni üzerinde mutlak hakimiyet kurmak için duyulan arzudan ibarettir.”

    “aşık, seven kişi değildir; aslında o, sevdiği kişinin mutlak sahibi olmayı amaçlar. bütün isteği, tüm dünyayı o değerli malından soyutlamaktır. altınları başında nöbet tutan ejderha kadar alçak ruhludur.”

    ”şehvet, topuklarımızı kemiren bir orospudur! ve bu orospudan bir parça et esirgendiğinde bir parça ruh için yalvarmayı çok iyi becerir. “


    “ gördüğünüz gibi sorun, cinselliğin olup olmamasında değil, başka bir şeyi, ondan çok daha değerli, sonsuzluk kadar kıymetli bir şeyi yok etmesinde! şehvet, tahrik olma, tensel zevkler; bunların hepsi köle edicidir! yığınlar, şehvet yalağından beslenen domuzlar gibi bir yaşam sürerler.”

    nietzsche ağladığında-irvin d. yalom
  9. nefsim kendimi isterse yine de ölmeli midir?
    beni ben yapan nedir?
    ben, beni istiyorum, seni değil. bana ben gerekli, sen değil. bak, seni hala ayıramıyorum kendimden.
    ben, benim için seni istesersem yanayım. ben, benim için beni istiyorum.