1. 1. bölüm

    "unutmayın
    ki
    yaşam
    öldüresiye güzel değildir." *

    birkaç yıl önce yaptığım bir çalışma vardı. bir dergi için hazırlamıştım ama göndermeye üşendim. bazı bölümlerini parça parça kullanmıştım ama bir de derli toplu bulunsun diye buraya ekliyorum. belki birilerinin işine yarar.

    intihar

    intihar, insanın kendi yaşamına bilerek ve isteyerek son vermesidir. insanın kendine ve/ya içinde yaşadığı topluma yabancılaşması, varoluşunun nedenlerini, toplumsal normların ortaya çıkışını, yerleşmesini ve birey üzerindeki etkisini sorgulaması, bu sorgulama sonucunda içsel bir başkaldırı ve kabullenmeme duygusu geliştirmesi, özellikle yazınla ilgilenenlerin intiharlarının başlıca nedenleridir.

    tarihi süreçte bazı toplum veya topluluklarda intihar, erdemlilik ölçütü olarak görülse ve bazen toplum tarafından bireye dayatılsa da özellikle dinsel düşüncenin egemen olduğu toplumlarda intihar, olumsuz bir davranış olarak görülmüş, hatta intihar eden kişiler lanetlenmiştir. öyle ki, bu olguya ayrıca bir ad bile verilmemiş, ortaçağ avrupa’sında “cinayet” sözcüğü, intihar kavramını da karşılamak için kullanılmıştır. kişinin kendini öldürmesi ile bir başkasını öldürmesi arasında bir ayrım gözetilmemiştir. “intihar”, avrupa’da oxford ingilizce sözlüğüne bile ilk kez 1651 yılında “suicide” sözcüğü ile girmiştir. (cemile sümeyra, kendi kalemini kıranlar, şûle yayınları, istanbul, 2007)

    “intihar” sözcüğü, genellikle “tamamlanmış intihar” kavramını karşılamaktadır. ancak, intihar sadece sonucuna bakılarak üzerinde yorum yapılabilecek bir olgu değildir. bir süreç olarak görülmeli, intihar eylemi öncesindeki intihar düşüncesi ve intihar girişimleri de bu süreçte değerlendirilmelidir. “intihar düşünceleri; intihar etmeye ilişkin olarak kişinin zihnine takılan veya kişinin intihara yöneliminde etkili olan tüm düşünceleri kapsamaktadır.” (kamil alptekin - veli duyan, intihar ve intiharı önleme, yeni insan yayınevi, istanbul, 2009, s.29) intihar girişimine yönelik planlar hazırlamak, intiharı gerçekleştirmek için ne gibi yöntemlerin seçileceğini belirlemek, intihar düşüncesinin kapsamındadır. intihar girişimi ise sonucu ölümle bitmemiş intiharlardır. intihar girişiminde bulunan kişilerin genellikle dikkat çekmek, iletişim kurmaya çalışmak, mesaj vermek gibi amaçları vardır. yapılan çalışmalar, intihar girişimlerinin tamamlanmış intiharlara oranla yaklaşık on kat daha fazla olduğunu göstermektedir.

    intiharın biyolojik, toplumsal ve psikolojik nedenleri vardır. fizyolojik rahatsızlıklar, tedavisi mümkün olmayan hastalıklar kişileri intihara yöneltebildiği gibi, “…kentleşme, sosyal ve kültürel ayrışmalar, bireyselleşme, toplumsal çatışma, değerlerin gücünün azalması, makineleşme ve teknolojinin insan üzerindeki olumsuz etkileri, anomi ve bunalım, göç, yalnızlık, uyumsuzluk, tüketim, para gibi toplum ölçeğinde ortaya çıkan faktörler intiharlar üzerinde etkili olabilmektedir.” (cemile sümeyra, a.g.y., s.24) siyasi olaylar, savaş ve devrim ortamları, çoğunlukla insanları birbirine bağlayan unsurlar olsa da bazen intiharları tetikleyen unsurlar olarak da görülebilmektedir. örneğin, türkiye’de, sosyalist dünya görüşüne sahip aydınların 1980 askeri darbesinden sonra intihar oranlarının arttığı bilinmektedir.

    intiharı tetikleyen en önemli etken ise, psikolojik nedenlerdir. depresyon, özsaygının azalması, işsizlik, boşanma, ölüm, ayrılık, evden ayrılma, belirlenen bir hedefe ulaşamama, ümitsizlik, sevilen bir kişinin kaybedilmesi, aile çatışmaları, iletişim sorunları, topluma yabancılaşma, yalnızlaşma, küskünlük, aşırı duyarlılık, yenilmişlik duygusu, kişilik bozukluğu gibi nedenler kişide ölüm isteği doğurmakta, bu kişiler için yaşam, anlamını yitirmektedir.

    yapılan çalışmalar din, evlilik, cinsiyet, yaş, ekonomik koşullar, eğitim ve mevsimlerin intihar oranlarına etkisi üzerinde yoğunlaşsa da bu etmenlerin hiçbiri kendi başına intiharı tetikleyici veya engelleyici bir özelliğe sahip değildir. örneğin, dinsel düşünce yapısına sahip kişilerde intihar oranının ateistlere göre daha düşük olduğu, bekâr veya dul olanların evlilere göre intihara daha eğilimli olduğu, daha çok intihar girişiminde bulunduğu veya tamamlanmış intiharları gerçekleştirdiği belirtilmektedir. ancak, bütün bu genellemelerin doğruluğunun kesin olmadığı, her intiharın bireysel olduğu unutulmamalıdır.

    zehirlenme, asılma, boğulma, yüksek bir yerden atlama, hareket halindeki motorlu araçlardan atlama, ateşli silahlar veya patlayıcılar, kesici ve parçalayıcı araçlar intihar yöntemleri arasında sayılabilir. kullanılan intihar yöntemi, intihar eden kişinin sosyo-ekonomik durumuyla ve intihar kararının ciddiyetiyle ilişkilidir. (nihat kaya, neden intihar ediyorlar, nesil yayınları, istanbul, 2009)

    bazı mesleklerin üyeleri, diğerlerine göre daha çok intihar riski taşımaktadır. örneğin doktorlar (özellikle psikiyatrlar), askerler ve sanatçılarda intihar oranı, diğer mesleklere göre daha yüksektir. doktorların ve askerlerin oldukça stresli bir iş yapıyor olmaları intihar riskini artırırken sanatçıların intihar oranının yüksek olmasının nedeni biraz daha farklıdır. kendi varlığını, varoluşunun nedenlerini ve amaçlarını sorgulayan, çevresini diğer insanlardan daha farklı bir biçimde algılayan ve çevresindeki olaylara, kişilere, durumlara ve nesnelere farklı anlamlar yükleyen, aşırı duyarlılığı nedeniyle bazen kendine bazen topluma yabancılaşan, kendini toplumdan soyutlayan veya toplum tarafından dışlanan sanatçılar, kendilerini, bir başkasını veya toplumu cezalandırmak amacıyla varlıklarına son vermektedirler. intihar eylemleri, intihar düşünceleri ve yapıtlarında konu ettikleri intihar temalarıyla en çok dikkat çeken sanatçılar ise yazarlar ve şairlerdir.

    “sanatçının bir insan olarak çektiği ıstırap benlik öğesini içerir; varlığının bütününün istikrarına ve değerine, dünyayla ilişkilerine dair bir kaygıdır. bu ıstırabın sonucunda sanat eseri, izolasyonla ve dünyaya belirli bir tarzda tepki verip orada belirli bir tarzda eyleme geçmenin geliştirilmesiyle yoğrulur. bazı sanatçılar verdikleri tepkiyi aşırılaştırıp, ıstırap verici bir şekilde kendi benliklerinden yoksun oldukları hissine kapılarak dünyada eylemlerde bulunmaktan vazgeçerler. bu yokluklarda, incinebilir benliğin çeşitli ölümleri bir tür eşsiz, keskin ve somut ölüme, dolayısıyla intihara dönüşecektir. freud’a göre, intiharda yaşam ilkesi, ölüm ilkesi tarafından iptal edilir. ölüm içgüdüsü; sadizmin, mazoşizmin ve benliğin tüm şiddete yönelik niteliklerinin tohumudur. intikam, kin, düzeni bozmak, “diğerini” öldürmek, intihar eylemini içeren temel öğelerdir. ama bu ölüm içgüdüsü bu kadar etkiliyse, intihar oranlarının neden bu kadar düşük olduğu sorulabilir. belki kendini yok etmek de bir kendini koruma girişimi, sevgi görmek için atılan bir çığlık, mutlu yaşama olasılığının aranışıdır.” (nilgün marmara, sylvia plath’ın şairliğinin intiharı bağlamında analizi, everest yayınları, istanbul, 2007, s.19)

    nilgün marmara, yaşamına intihar ederek son veren amerikalı yazar ve şair sylvia plath üzerine yaptığı çalışmada sanatçıların intihar nedenini bu sözlerle açıklar. müslüm yücel ise, italyan yazar cesare pavese’nin intiharı üzerine yazdığı yazıda sanatçıların yaşadığı yabancılaşmayı ölümle ilişkilendirir:

    “geleceğin yüzü yok, geleceğin gözbebeği yok, gelecek yok; geçmişse çatılmış bir kaş, korkutan bir mabet ve insan bu mabet önünde suskunun evladı, ihanet içinde zamanın diline pelesenk ve ölüm, evet ölüm geceye açılan pencere, pencereden bize bakan bir yabancı. yüzü bizim yüzümüz bu yabancının, bakışı bizim bakışımız, aynı dili farklı lehçelerle konuşuyoruz onunla ve hatta hiç konuşmadan da anlaşabiliriz bu yabancıyla. ölümün ilk sessiz gece olduğunu söylüyor bu yabancı. sonra da gidiyor. başkalarının biçimini alarak gelmiyor bu güne, başkalarının gecelerini gerçek diye yaşamıyor.” (müslüm yücel, edebiyatta ölüm ve intihar, agora kitaplığı, istanbul, 2007, s.20)

    görüldüğü gibi, sanatçıların, özelde yazar ve şairlerin, intiharlarında varoluşun sorgulanması ve yabancılaşma önemli iki etkendir.

    türk ve dünya edebiyatında intihar olgusu, yazar ve şairlerin bilerek ve isteyerek kendi yaşamlarına son vermesi veya yapıtlarında intihar temasına yer vermesi biçiminde karşımıza çıkmaktadır.

    ***
  2. 2. bölüm


    intihar eden edebiyatçılar

    pek çok ülkenin yazın tarihinde yaşamına kendi isteğiyle son veren yazar ve şairlere rastlanmaktadır. bu kişilerin intihar nedenleri ve yöntemleri birbirinden farklı olsa da her birinde ortak olan asıl neden, varoluş ve yabancılaşma sorunsallarıdır. bu bölümde, öncelikle dünya edebiyatında yaşamına değişik yollarla son veren edebiyatçılar örneklendirilecek, ardından, türk edebiyatında intihar eden şairler ve intihar nedenleri tespit edilecektir. edebiyatçıların ele alınışında intiharlarının kronolojik sırası izlenecektir.

    dünya edebiyatında intihar eden edebiyatçılar

    gerard de nerval: 1808 doğumlu şair ve yazar, romantizmin en önemli temsilcilerinden biridir. annesini iki yaşındayken kaybetmesi ve içe dönük bir yapıya sahip olması bunalımlı günler geçirmesine neden olmuştur. 1855 yılında ilk sevgilisini, sevgilisinin eşi ve çocuklarıyla gören nerval, bu olay üzerine yine bunalıma girmiş ve kendisini asmıştır.

    eleanor marx: marksist düşüncenin kurucusu karl marx’ın en küçük kızı olan eleanor marx, 1855 yılında londra’da dünyaya gelmiş, dünyayı yaşanamayacak kadar kötü ve anlamsız bir yer olarak gördüğü için sevgilisi aveling ile birlikte intihar etmeye karar vermiştir. kendisi 1898 yılında siyanürle intihar ederken, sevgilisi son anda intihardan vazgeçmiştir.

    jack london: 1876 yılında, san francisco’da doğan amerikalı yazar, bütün yaşamını çalışarak geçirmiş, sosyalist dünya görüşüne sahip olmasına rağmen, yapıtlarında erkeklerin, kuvvetlinin ve beyaz ırkın üstünlüğünü savunmuştur. martin eden, demir ökçe, vahşetin çağrısı gibi önemli yapıtların sahibi olan yazar, evliliğindeki sorunlar, çevresindekilerce anlaşılamadığını düşünmesi ve alkole olan düşkünlüğü sonucunda depresyona girmiş ve 22 ekim 1916’da kaliforniya’da kendini zehirleyerek yaşamına son vermiştir.

    sergey yesenin: 1895 yılında, rusya’da doğan ve devrimci kişiliğiyle tanınan yesenin, alkolün, fiziksel ve psikolojik rahatsızlıklarının etkisiyle, 1925 yılında, kaldığı otelde bileklerini keserek intihar etmiştir. yaşamına 30 yaşında son veren yesenin, şair arkadaşı mayakovski’ye bileklerinden akan kanla bir veda notu yazmıştır.

    vladimir mayakovski: 1893 yılında gürcistan’da dünyaya gelen şair, devrimci görüşleri nedeniyle genç yaşta hapse girmiştir. yakın arkadaşı sergey yesenin’in intiharından derinden etkilenen, 1930 yılında, girdiği bunalımdan kurtulamayan şair, kendini silahıyla vurarak intihar etmiştir.

    attila jozsef: 1905 doğumlu, macar kökenli şair, küçük yaşlardayken babasının evi terk edip amerika’ya gitmesi üzerine evlatlık verilmiş, 14 yaşındayken de annesini kaybetmiştir. macaristan’ın milli şairi olarak kabul edilen jozsef, 1937 yılında, şizofreni nedeniyle kendisini hareket halindeki bir trenin önüne atarak intihar etmiştir.

    virginia woolf: 1882 yılında londra’da dünyaya gelen ve ingiliz edebiyatının feminist ve modernist yazarlarından olan woolf, annesinin, babasının ve ağabeyinin kısa aralıklarla ölümü üzerine psikolojik sorunlar yaşamaya başlamıştır. eşi leonard woolf’un evliliğini çocuksuz devam ettirme kararı ile kendisini tam bir kadın gibi hissetmeyen ve eşcinsel eğilimler gösteren virginia woolf’un, eski dostlarının büyük bir kısmını kaybetmesi üzerine, psikolojik sorunları artmıştır. woolf, 1941 yılında, 2. dünya savaşı devam ederken, ceplerine taş doldurmuş ve ouse ırmağı’na atlayarak intihar etmiştir.

    stefan zweig: 1881 yılında, viyana’da dünyaya gelen zweig, 2. dünya savaşı öncesinde ve sırasında, nazilerin baskılarıyla karşı karşıya kalmış ve ülkesinden ayrılmıştır. avrupa’nın içinde bulunduğu durumdan duyduğu üzüntü nedeniyle 22 şubat 1942’de rio de janeiro’da, eşi lotte ile birlikte aşırı dozda ilaç alarak intihar etmiştir.

    osamu dazai: 1909’da japonya’da dünyaya gelen yazar, 1935’te kısa öyküleriyle ve 1936’da ilk romanı ile akutagava ödülü’ne aday gösterilmesiyle tanınmıştır. alkol ve esrar bağımlısı olan dazai, vereme yakalanınca depresyona girmiş, birçok kez intihar girişiminde bulunmuştur. 1948 yılında, sevgilisiyle birlikte tokyo’daki tagamawa barajına atlayarak intihar etmiştir.

    cesare pavese: italyan şair ve yazar pavese, bir öğrencisinin, en yakın arkadaşının ve en sevdiği yazar t.o. mathiessen’in intihar etmesi ile peşini yıllardır bırakmayan intihar düşüncesini gerçekleştirmiş, 1950 yılında bir otel odasında aşırı dozda uyku hapı alarak yaşamına son vermiştir.

    tadeusz borowski: 1922 yılında, ukrayna’da doğan polonya asıllı yazar ve şair borowski, naziler tarafından toplama kamplarına götürülmüş, burada psikolojik ve fiziksel işkenceler görmüştür. 1950 yılında ulusal edebiyat ödülü’nün sahibi olan borowski, toplama kamplarında yaşadıklarını unutamamış, 1951 yılında, 29 yaşındayken, gaz sobasından gaz soluyarak intihar etmiştir.

    sadık hidayet: 1903 yılında, tahran’da doğan yazar, rıza şah tarafından avrupa’ya gönderilmiş, 25 yaşında paris’te intihar girişiminde bulunmuştur. dönemin sosyo-politik sorunlarını, iran’ın gerilemesinin nedeni olarak düşündüğü monarşiyi ve ruhban sınıfını eleştiren yazılar yazmıştır. ülkesinin yaşadığı olumsuzluklarla iyice karamsarlaşan yazar, 9 nisan 1951’de, girdiği bunalım sonucunda, hava gazıyla intihar etmiştir.

    ernest miller hemingway: 1899 yılında ıllinois’de doğan hemingway, 1953 yılında pulitzer ödülü’nün, 1954 yılında nobel edebiyat ödülü’nün sahibi olmuştur. 1961 yılında kendini av tüfeği ile vuran yazarın intihar nedeni bilinmemektedir.

    sylvia plath: 1932 yılında, massachusetts’te alman bir baba ve amerikalı bir annenin kızı olarak dünyaya gelen plath, yaşamı boyunca, küçük yaşta kaybettiği babasından nefret etmiş, zamanla bu nefretini, bütün güzel kadınlardan kıskandığı eşi ted hughes’a yöneltmiştir. gizdökümcü şiirin önemli temsilcilerinden olan plath, yaşadığı sıkıntılar ve girdiği bunalım sonucunda, 1963 yılında, bir miktar uyku ilacı içtikten sonra kafasını, gazı açılmış fırının içine sokarak intihar etmiştir.

    john kennedy toole: 1937 yılında, amerika’da doğan toole, annesinin alkol bağımlısı olması ve çocuğunun üzerine fazlaca düşmesi nedeniyle oldukça hassas büyümüş, alıklar birliği adlı kitabı yayınevlerinden olumsuz yanıt alınca ruh sağlığı bozulmuş ve 1969 yılında, 32 yaşındayken, kendisini egzoz dumanıyla boğarak intihar etmiştir. toole’un yapıtı, 1981 yılında pulitzer ödülü’nü kazanmıştır.

    paul celan: 1920 yılında, romanya’da dünyaya gelen şair, alman edebiyatının önemli isimlerindendir. annesi, babası ve kendisi nazi toplama kamplarında kalmıştır. 1958’de bremen kenti edebiyat ödülü’nü, 1960’ta georg büchner ödülü’nü, 1964’te kuzey ren vestfalya eyaleti büyük ödülü’nü kazanan yazar, savaş sırasında, toplama kamplarında yaşadıklarını unutamamış, girdiği bunalım sonucu 1 mayıs 1970 tarihinde seine nehri’ne atlayarak intihar etmiştir.

    yasunari kavabata: 1899 yılında, japonya’da doğan yazar, çok küçük yaşta yakınlarını kaybetmiştir. 1959 yılında goethe ödülü’nü, 1968 yılında nobel edebiyat ödülü’nü kazanan yazar, yakın dostu yukio mişima’nın intiharı ve ülkesinin içinde bulunduğu savaş koşulları nedeniyle depresyona girmiş, 1972 yılında, hava gazıyla intihar etmiştir.

    anne sexton: 1928 yılında massachusetts’de dünyaya gelen, 1967 pulitzer ödülü’nün de sahibi olan amerikalı yazar ve şair anne sexton, anokrasıya ve depresyon nedeniyle birkaç kez intihara teşebbüs etmiş, 1974 yılında, aracının egzoz dumanıyla yaşamına son vermiştir.

    romain gary: 1914’te, litvanya’da dünyaya gelen fransız yazar, 2. dünya savaşı’nda, almanya’ya karşı ingiltere’nin yanında savaşmış ve gösterdiği kahramanlıklar sonucunda çok sayıda onur madalyası kazanmıştır. çeşitli takma adlarla yayımladığı kitaplarıyla goncourt edebiyat ödülü’nü iki kez kazanmıştır. eski eşinin ölümü üzerine bunalıma giren yazar, 1980 yılında, kendini tabancayla vurarak intihar etmiştir.

    arthur koestler: 1905 doğumlu, macar kökenli yazar, kanser hastalığının ilerlemesi ve kendisine dayanılmaz acılar vermesi nedeniyle, 1983 yılında eşiyle birlikte tüfekle intihar etmiştir. intiharının asıl nedeninin çok bağlı olduğu marksist düşüncenin kendisini büyük bir hayal kırıklığına uğratması olduğu da söylenmektedir.

    richard gary brautigan: 1935 yılında, washington’da doğan yazar, yirmili yaşlarında paranoyak – şizofreni teşhisiyle hastaneye yatırılmış, elektroşok tedavisi görmüştür. zamanla insanlardan kaçıp doğayla iç içe yaşamaya başlayan yazar, okur kitlesinin azalmasıyla daha da yalnızlaşmış ve alkole bağlanmaya başlamıştır. alkolün ve girdiği bunalımın etkisiyle 1984 yılında kendisini tabancayla vurarak intihar etmiştir.

    jerzy kosinski: 1933 doğumlu, polonya asıllı amerikalı yazar, 3 mayıs 1991’de, eşi ile televizyon izlerken banyoya gitmiş ve başına naylon bir poşet geçirerek intihar etmiştir.

    sarah kane: 1971 yılında, ingiltere’de doğan tiyatro yazarı, dindar bir ailede büyümüş, zamanla inancını yitirmiştir. tecavüz, cinsel kimlik, hastalık gibi konularla ilgilenen yazarın oyunları, sahnelendiği dönemde büyük ilgi uyandırmıştır. 1999 yılında, son oyununu tamamladıktan sonra artık yazacak bir şeyi kalmadığını düşünerek aşırı dozda ilaç içmiş, kaldırıldığı hastanede kurtarılması üzerine hastanenin tuvalet demirlerine ayakkabı bağcıklarıyla kendini asarak intihar etmiştir.

    hunter stockton thompson: 1937 yılında doğan amerikalı yazar, aşırı derecede alkol ve uyuşturucu bağımlısıdır. thompson’ın ailesi ve çevresi ile iletişimi son derece zayıftır. 2005 yılında, girdiği depresyon sonucunda kendini tabancayla vurarak intihar etmiştir.

    dünya edebiyatında intihar eden yazar ve şairler incelendiğinde, bireysel sorunların yanı sıra toplumsal değişim ve dönüşümlerin, savaş ve darbelerin kişiler üzerindeki olumsuz etkilerinin de intiharı tetikleyici rol oynadığı söylenebilir. özellikle dünya savaşları, edebiyatçıların dünya düzenine olan güvenini sarsmış, bireysel sorunlarının yeniden ortaya çıkmasına neden olmuştur. (erdal sarıçam, intihar eden ünlüler, gezgin yayınları, kocaeli, 2008)
  3. 3. bölüm


    türk edebiyatında intihar eden edebiyatçılar

    dünya edebiyatında olduğu gibi türk edebiyatında da yaşamına kendi isteğiyle ve kendi elleriyle son veren yazar ve şairler vardır. özellikle tanzimat döneminden sonra, yeni bir kültür ve uygarlık dairesine girilmesi ve toplumsal bağların zayıflaması nedeniyle aydınlar arasında artan intihar oranları edebiyatla ilgilenenlere de yansımıştır. türk edebiyatında, öykü ve roman yazarlarından çok şairlerin intihara eğilimli olduğu ve intihar eylemini gerçekleştirdiği görülmektedir.

    yedikuleli faizi: istanbul’un yedikule semtinde doğmuş ve yaşamış olan lale devri şairi, çektiği aşk acısı ve zekâ taşkınlığı nedeniyle 1134 veya 1135 yılında, 47 yaşındayken kendini asarak intihar etmiştir.

    emir çelebi: ıv. murat döneminde, sarayda başhekimlik yapan ve ıv. murat’a yazdığı methiye ile tanınan şair, bir saray entrikası sonucunda yaşamına son vermiştir. zaman zaman afyon çeken emir çelebi’nin bu alışkanlığı, silahdar paşa tarafından ıv. murat’a bildirilmiş, padişah, emir çelebi’ye zorla yüksek dozda afyon içirtmiştir. emir çelebi, yardımcılarının kendisi için hazırladığı panzehiri içmemiş ve ölümünü hızlandırmak için bir kâse buzlu şerbet içerek intihar etmiştir.

    beşir fuad: tanzimat döneminin en farklı isimlerinden biri olan beşir fuad’ın annesi gibi delireceğini düşünmesi, oğlu namık kemal’in küçük yaşta ölümü, çok bağlı olduğu annesinin ölümü, eşi ile sevgilisi arasında kalmaktan doğan bazı sorunlar yaşaması, ailesinden kalan büyük servetin bir bölümünü tüketmiş olması, intiharını hızlandırmıştır. beşir fuad, 1887 yılında, 35 yaşındayken bileklerini keserek intihar etmiştir.

    sadullah râmi paşa: 1839’da, erzurum’da doğan sadullah paşa, viyana’da memleket özlemi çekmesine rağmen yurda dönme isteğinin kabul edilmemesi, padişaha karşı özgürlük mücadelesi veren arkadaşlarının da tutuklanması nedeniyle hamam odasındaki hava gazı borusuna ağzını dayayarak, 54 yaşında intihar etmiştir.

    mehmet galip efendi: 1877 yılında, kayseri’de doğan şair, dönemin veziri reşit âkif paşa’ya kasideler yazmış, yazdıkları beğenilince reşit âkif paşa tarafından çağrıldığı sivas’a gitmiş, ancak daha sonra kendisinden beklenen şiirleri yazamamıştır. buradaki başarısızlığı nedeniyle bunalıma girmiş ve 11 nisan 1906 tarihinde kendisini tabanca ile vurarak intihar etmiştir.

    ömer ihyâüddin efendi: 1874 yılında, tokat’ta dünyaya gelen şair, dönemin sivas valisi reşit âkif paşa tarafından himaye edilmiş, girdiği bunalım sonucunda 20 haziran 1909 tarihinde kendisini asarak intihar etmiştir.

    şâkir efendi: 1872 yılında, ankara’da doğan şair, küçük yaşta annesini kaybetmiş ve bunalımlı yıllar yaşamıştır. zamanla aklî dengesini yitirmiş, yalnızlığı tercih etmeye başlamıştır. aklî dengesini yitirmesinde abdülhamit baskısının etkisi olduğu söylenmektedir. resim, müzik ve şiirle ilgilenen şâkir efendi, aklî dengesini yitirdiği dönemde bile şiirler yazmıştır. eşiyle yaptığı bir tartışma sonucunda açlık grevi yapmış, yirmi dokuz gün boyunca hiçbir şey yemeyerek, 18 haziran 1917 tarihinde yaşamına son vermiştir.

    tokadizâde şekip efendi: 1871’de, izmir’de dünyaya gelen şairin intihar nedeni, oğlunun ölümünü tramvayda bir yabancıdan duymasıdır. bir anda duyduğu bu haber üzerine, cebindeki tabancayı çıkarıp kalbinin üzerine ateş etmiş ve anlık bir bunalım sonucu yaşamını kaybetmiştir.

    rüştü onur: tifo hastalığı nedeniyle sanatoryum’da tedavi görürken tanıştığı ve evlendiği mediha hanım’ın 12 kasım 1942 tarihinde tifodan ölmesi üzerine on dokuz gün boyunca her gece içki içerek yaşamına kendi isteğiyle son vermiştir.

    halil nihat boztepe: 1880 yılında, trabzon’da dünyaya gelen şair, yazdığı hicivlerle tanınmaktadır. 17 şubat 1949 tarihinde, bir şair arkadaşının evinde aşırı dozda uyku ilacı alarak yaşamına son vermiştir.

    rabiâ bayraktar: 1929’da, ankara’da doğan, küçük yaşta evlenen ve üç çocuk annesi olan şair, denize olan tutkusuyla tanınmış,1955 yılında denize atlayarak intihar etmiştir.

    güngör rona: 1936, ankara doğumlu olan rona, uzun süre alkol ve uyuşturucu bağımlılığı ile mücadele etmiş, 1964 yılında kendisini kalorifer borusuna asarak intihar etmiştir.

    can iren: 1941 yılında, istanbul’da doğan ve aynı zamanda maden mühendisi olan şair, varoluşçu karamsar düşüncelerin etkisiyle, dünyaya ve topluma uyumsuzluğu nedeniyle, 30 eylül 1967 tarihinde, 26 yaşındayken, siyanür içerek yaşamına son vermiştir.

    rasih güran: şair nazım hikmet’in yeğeni olan, 1915 doğumlu rasih güran, can iren’in intiharı üzerine bu konuya daha çok eğilmiş, dünyanın karmaşasından kurtulmak amacıyla, 1972 yılında, hacettepe hastanesinin üçüncü katından atlayarak intihar etmiştir.

    celâl sılay: 1914 yılında, bursa’da doğan şair, aşırı derecede duyarlı oluşu, tutkularına bir türlü ulaşamaması, dış dünyaya duyulan inançsızlık ve yabancılık gibi nedenlerle 7 eylül 1974 tarihinde yaşamına son vermiştir.

    turgut günay: 1942 yılında, manisa’da doğan şair, resim, müzik ve şiirin yanı sıra akademik çalışmalarıyla da tanınmıştır. yaşamındaki engeller, hastalık derecesinde içe dönük oluşu ve yaşadığı toplumla ve çağla uyuşmazlığı nedeniyle, 13 aralık 1978 tarihinde bir otel odasında kendini asmıştır.

    ilhami çiçek: 1954’te, erzurum’da dünyaya gelen ilhami çiçek, çocukluğunda geçirdiği bir kaza sonucunda yirmi dört saat baygın kalmış, bir hafta sonra kendine geldiğinde ise içe kapanık, duygusal, ürkek bir çocuk olmuştur. bu özellikleri yaşamı boyunca insanlarla iletişimini olumsuz etkilemiş, çok fazla kitap okuması ve yaşamı sorgulaması da intiharında etkili olmuştur. evli ve bir çocuk babası olan çiçek, 14 haziran 1983 tarihinde, kaldığı koğuşun beşinci katından atlayarak intihar etmiştir.

    kenan özcan: 1959 yılında, ordu’da dünyaya gelen ve devrimci yol hareketinin çalışmalarına katılan özcan, yirmi yaşında hapse atılmış, hapishaneden çıkma umudunu kaybedince 20 ekim 1985 tarihinde, kaldığı hücrede ölü bulunmuştur.

    nilgün marmara: 1958 yılında, istanbul’da doğan nilgün marmara, yazarak var olan şairlerden biridir. zamanla, yazmanın da kendisine yetmemesi, varoluşunu daha çok sorgulaması ve içinde yaşadığı topluma yabancılaşması sonucunda intiharı tercih etmiştir. sylvia plath’ın şiirlerini intiharıyla bağdaştırarak inceleyen marmara’nın, sylvia plath’ın intiharından da etkilendiği ve intiharı, ölümü yenebilmenin tek yolu olarak gördüğü söylenebilir. marmara, 13 ekim 1987 tarihinde, dördüncü kattaki evinin balkonundan atlayarak intihar etmiştir.

    kaan ince: 1970, ankara doğumlu şairin yaşamında genel bir uyumsuzluk hali görülmemekle birlikte şiirlerinde hüzünlü bir hava hissedilmektedir. kaan ince, 11 ağustos 1992 sabahı, kadıköy’de, ümit oteli’nde yaşamına son vermiştir. seçtiği otelin ismi ile ölüm arasındaki ironi ise dikkat çekicidir.

    metin akbaş: 1937, kayseri doğumlu olan akbaş, küçüklüğünde geçirdiği rahatsızlık nedeniyle ileri derecede görme sorunu yaşamış, yaşamının sonuna kadar hiç evlenmemiş, nilgün marmara, ilhami çiçek, kaan ince gibi intihar eden şairleri dikkatle izlemiştir. yaşadığı iletişim sorunu, bağlı olduğu sosyalist düşüncenin başarısızlığa uğraması, annesinin ölümü gibi nedenlerle 17 kasım 1992 tarihinde, evinin bulunduğu apartmanın çatısından atlayarak intihar etmiştir.

    soysal ekinci: 1954 yılında, kars’ta dünyaya gelen ekinci, sosyalist dünya görüşü nedeniyle hapse girmiş, hapisten çıktıktan sonra sosyalizmi ve yaşamı sorgulamaya başlamış, kardeşinin trafik kazasında ölümü ve sevgilisinin kendisini terk etmesi üzerine yaşamla olan uyuşmazlığı derinleşmiş, 7 eylül 1994 tarihinde kendisini asarak yaşamına son vermiştir.

    ilhan şevket aykut: 1907 yılında, bingazi’de doğan şair, ateist dünya görüşü, sorumlu olduğu kimsenin bulunmaması, yalnızlık ve uyumsuzluk gibi nedenlerle 85 yaşında klasik batı müziği çalan radyosunun sesini sonuna kadar açmış, bir kutu kalp hapı içerek intihar etmiştir.

    kemal taştekin: 1969 yılında, diyarbakır’da doğan şair, hacettepe üniversitesi türk dili ve edebiyatı bölümü 4. sınıf öğrencisiyken 27 eylül 1994 tarihinde, kendini evindeki kalorifer borusuna asarak intihar etmiştir.

    erbay bulver: 1959 doğumlu öykü yazarı erbay bulver’in oğlunun 1991 yılındaki ölümü, yazarın yaşadığı uyumsuzluk ve üzüntüyü, içkiye olan düşkünlüğünü artırmış, yazar, 1994 yılında, bakırköy deniz otobüsü iskelesinden denize atlayarak intihar etmiştir.

    hüseyin alacatlı: 1967 yılında, erzincan’da doğan şair, evli ve bir çocuk babası olmasına rağmen, bu durum onu yaşama bağlayamamış, dünyayla olan uyumsuzluğu nedeniyle 2002 yılında şofben zehirlenmesi yoluyla intihar etmiştir.

    nazir akalın: 1964 yılında, erzurum’da dünyaya gelen şair, turgut özal’a hakaretten yargılanmış, sorunlu bir askerlik süreci yaşamış, kırıkkale üniversitesinden atılmış ve iki yıl işsiz kalmıştır. yaşadığı sıkıntılar, yakın arkadaşı hüseyin alacatlı’nın intiharı ile birleşince, evli ve iki çocuk babası olan şair, 12 aralık 2002 tarihinde, kendini hareket halindeki bir trenin önüne atarak intihar etmiştir.

    zafer ekin karabay: 1975 yılında, kayseri’de dünyaya gelen karabay, topluma uyum sağlayamaması ve toplumu değiştirmeye de gücü yetmemesi nedeniyle, “yaşamda kalmaya kendimi ikna edemiyorum.” diyerek, 13 eylül 2002 tarihinde, kendini kemeriyle asarak yaşamına son vermiştir.

    özge dirik: 1978 doğumlu özge dirik, psikolojik sorunları ve yaşamla sürekli uyumsuzluk içinde olması nedeniyle, oturduğu apartmandan atlayarak intihar etmiştir.

    türk edebiyatında yazarlardan çok şairlerin intihar ettiği dikkat çekmektedir. izzet mola, dertli lütfi, hasan remzi efendi, pınar çekirge, ümit yaşar oğuzcan, ziya gökalp, tezer özlü gibi edebiyatçılar ise yaşamlarının bir döneminde bir veya birkaç kez intihar girişiminde bulunmuşlardır. bu edebiyatçıların yapıtlarında da intihar temasına az veya çok yer verdikleri görülmektedir. (cemile sümeyra, kendi kalemini kıranlar, şûle yayınları, istanbul, 2007)
  4. 4. bölüm


    yazınsal metinlerde intihar teması

    türk ve dünya yazınında, yaşamına, çeşitli nedenlerle ve biçimlerde intihar ederek son veren yazar ve şairlerin yanı sıra intihar temasını metinlerinde işleyen yazar ve şairler de vardır. bu tema, özellikle intihar eden şairlerin şiirlerinde belirgin veya üstü kapalı biçimde görülmektedir. yazarlar ise, intihar eylemini gerçekleştirmekten veya intihar girişiminde bulunmaktan çok, bu temaya yapıtlarında yer vermişlerdir.

    dünya edebiyatında intihar teması

    farklı kültürlerin yazınsal metinlerinde intihar teması, intihar düşüncesi, intihar girişimi ve intihar eylemi bağlamlarında farklı biçimlerde işlenmiştir. bu tema, klasik yapıtlarda da kendini gösterir.

    dünya edebiyatında intihar teması denince akla ilk gelen klasik metinler lev tolstoy’un anna karenina ve gustave flaubert’in madame bovary adlı romanlarıdır. bu romanlara adlarını veren kadın kahramanlar, anna karenina ve madame bovary, evli olmalarına rağmen başka erkeklerle ilişki yaşayan kadınlardır. anna karenina, bütün ahlak kurallarını ve sosyetenin kurduğu dünyayı reddeder. genç bir subay olan vronski’ye âşık olur. vronski uğruna evini ve çocuğunu terk eder. ancak, vrosnki’yle kavga ettikleri bir gün evden kaçar ve kendini hareket halindeki bir trenin önüne atarak yaşamına son verir.

    madame bovary’nin yaşadıkları anna karenina’nın yaşadıklarından biraz daha farklı olsa da, yaşananların nedenleri ve sonuçları aynıdır. madame bovary de aslında huzurlu olabilecek bir evlilik yapmasına rağmen okuduğu kitaplardakine benzer bir aşkı arar. aradığı aşkı kocası charles’ta bulamayınca, avukat kâtibi leon’da ve ardından çiftçi rodolphe’ta bulmaya çalışır. eşi doktor olan emma bovary’nin aşkı ararken ilişki kurduğu kişilerin sosyal statüleri de giderek düşmektedir. bu düşüş, emma’nın düşüşünü de simgeler gibidir. leon’da ve rodolphe’ta kalıcı mutluluğu bulamayan emma’da alışveriş tutkusu başlar. bu tutku da onu tatmin etmeyince aylarca süren bir buhran yaşar. olumsuzlukların devam etmesi üzerine emma, arsenik içerek yaşamına son verir. anna karenina da emma bovary de aşkı ararken kendi elleriyle ölümü bulan karakterlerdir. bu yönleriyle halit ziya uşaklıgil’in romanı aşk-ı memnû’nun en önemli karakteri bihter’le benzeşirler.

    goethe’nin intiharıyla ölümsüzleşen kahramanı werther, imkânsız bir aşka tutulmuştur. genç werther’in acıları yayımlandıktan sonra pek çok gencin intihar etmesi, romantik edebiyatın realist yaşama dönüşümü gibidir.

    elizabeth çağı’nın en önemli isimlerinden olan shakespeare’in oyunlarında pek çok karakter yaşamına intihar yoluyla son verir. othello’da, bir kıskançlığın getirdiği pişmanlık, romeo ve juliet'te birbirine kavuşamama ve yanlış anlama sonucunda karakterler intihar eder. shakespeare’in oyunlarında intihar, sorunların çözülemediği noktada olaylara müdahale eden “deux es machine” gibidir.

    jack london’ın tutkulu denizcisi martin eden, yaşadığı aşkın gerçek olmadığını ve gerçek aşkı bulamayacağını anladığı zaman intiharı tercih eder.

    natüralist yazar emile zola’nın nana romanında, ağabeyi gibi, nana’ya âşık olan ama duygularının karşılığını alamayan jorj, yaşamamayı tercih eder.

    dostoyevski’nin ecinniler romanındaki karakteri kirilov, tanrı’nın olup olmadığını sorgular. sonunda tanrı’yı kendisiyle özdeşleştirir. tanrı’yı yok etmek için, kendini yok etmesi gerekir ve kirilov, intihar eder.

    sylvia plath, sırça fanus adlı romanında dünyayı bir sırça fanusa, romanın kahramanı joan’ı da bu fanusun içindeki bebeğe benzetir. bu fanustan kurtulmak için defalarca intihar girişiminde bulunur joan. bu girişimler, sylvia plath’ın yaşamında da yansıma bulur ve nihayet yazar, yaşamına intiharla son verir.

    franz kafka’nın dava adlı romanının kahramanı ka, kendisini nedensiz yere tutuklanmış bulur. davanın başlamasını ve bu tutukluluk halinden kurtulmayı ister. oysa bu isteği hiç gerçekleşmez. ka, bu saçmalığa bir son vermek için intiharı seçer.

    modern romanın ilk örneği kabul edilen don quijote'un şövalye kahramanı, anlık bir ölümü değil, davranışlarıyla, yavaş yavaş ölmeyi tercih eder. onun ölümü, intihar gibi okunmayabilir, ancak yaşadıklarına bakıldığında, var olmayan sevgili uğruna var olmayan düşmanlarla savaşması, eylemleri ve romanın sonunda, ölüm sahnesinde söyledikleri, onun ölümünü de bilinçsiz bir intihara yaklaştırır.

    türk edebiyatında intihar teması

    türk edebiyatında, intihar düşüncesi, intihar girişimi ve intihar eylemi pek çok roman, öykü ve şiirde ele alınan temalardan biridir. özellikle roman türünde, roman karakterlerinin değişik nedenlerle intihara başvurduğu görülür. ilk romanlarda, romantizmin etkisiyle ilk romanlarda sıkça yer alan intihar, modern romanlarda, varlık ve yabancılaşma sorunu sonrasında ortaya çıkan bir eylem durumundadır.

    türk romanında intihar düşüncesi

    türk edebiyatında intihar düşüncesi özellikle tanzimat ve servet-i fünun dönemi romanlarında görülür. tanzimat döneminde, ahmet mithat efendi’nin hasan mellah romanında alonzo kıskançlık nedeniyle, hüseyin fellah romanında şehlevend ve annesi hasna hanım, her şeylerini kaybetmeleri nedeniyle, yeniçeriler’de osman çorbacı, karısı tarafından aldatıldığını zannettiği için intiharı düşünür. fatma aliye hanım’ın muhâdarât romanında fazıla, nişanlısını bir iftira yüzünden kaybeder ve intihar düşüncesini geliştirir. nabizade nazım’ın ilk psikolojik roman denemesi olan zehra’sında suphi, suçluluk psikolojisi ve pişmanlık sonucu intiharı düşüncesine yönelir.

    servet-i fünun döneminde, mehmet rauf’un eylül romanında necip, suad’a olan imkânsız aşkı nedeniyle yaşamına son vermeyi düşünür. hüseyin rahmi gürpınar’ın ölüm bir kurtuluş mudur romanı, intihar düşüncesinin en yoğun işlendiği romanlardan biridir. yine gürpınarı’ın, ben deli miyim romanında şadan, aynalarla konuşur, garip hareketler yapar, trende ve vapurda kendini çağıran bir ses olduğunu düşünür. tüm bunların sonunda da intihar düşüncesini geliştirir. romanların adlarının dahi soru cümlesi biçiminde düzenlenmiş olması, romandaki kişilerin yaşadığı ikilemi göstermektedir.

    milli edebiyat ve cumhuriyet dönemine gelindiğinde intihar düşüncesi daha az görülür. reşat nuri güntekin’in dudaktan kalbe romanında kocasını aldatan mahmure, bu durumdan utanç duyduğu için; sait faik abasıyanık’ın medar-ı maişet motoru’nda melek, sevgilisi fahri’nin ölümünden sonra intihar etmeyi düşünür.

    türk romanında intihar girişimi

    türk edebiyatında intihar düşüncesini intihar girişimine çeviren roman karakterleri de vardır. namık kemal’in intibah romanında mehpeyker tarafından satın alınan dilaşup, üç kez intihar girişiminde bulunur. ahmet mithat efendi’nin dürdane hanım’a karşılıksız bir aşkla bağlı olan roman kişisi memduh bey intihara teşebbüs eder. zehra’da suphi tarafından terk edilen sırrıcemal, çocuğunu da düşürünce intihar etmek ister. peyami safa’nın metafizik konuları en iyi işlediği romanı kabul edilen matmazel noraliya’nın koltuğu’nda annesi, noraliya’nın yorgo ile görüşmesine izin vermeyince, noraliya intihara teşebbüs eder. halide edip adıvar’ınkalp ağrısıromanında azize, yine peyami safa’nın bir tereddüdün romanı adlı yapıtında vildan, intihar girişiminde bulunan karakterlerdir.

    türk romanında intihar eylemi

    türk edebiyatında pek çok öykü veya roman kişisi, yaşamına intihar yoluyla son verir. terk edilme, karşılıksız aşk, yasak aşk, kendini veya bir başkasını cezalandırma, cinnet getirme, namus, kıskançlık, suçluluk psikolojisi, gururun kırılması, yoksulluk, umutsuzluk, toplumsal baskı gibi nedenlerle gerçek yaşamda karşılaşılabilen intiharlar yazınsal metinlere de yansımıştır. tahir ile zühre, kerem ile aslı, ferhat ile şirin, leyla ile mecnun gibi halk hikâyelerinde ve mesnevilerde ölüm ve intihar, aşkın ölümsüzleşmesi için bir ön koşul gibidir. divan edebiyatında daha çok intihar düşüncesi ön plandayken, tanzimat ve sonrası dönemlerde, gerçekleşmiş intiharlar daha çok görülmektedir.

    eylül romanında yanan bir eve giren necip, sevgilisi suad’ı kurtarmak için kendini ateşe atar. taaşşuk-ı tal’at ve fıtnat’ta birbirine kavuşamayan, başkasıyla da evlenmek istemeyen âşıklar, hüseyin fellah’ta sevgilisi şehlevend’e kavuşamayacağını anlayan civelek mustafa, çingene’de, çingene kızı ziba’ya âşık olan, ama bu aşkı çevresine kabul ettiremeyen hikmet, intihar etmeyi tercih eder. sergüzeşt’te sevgilisi celal’e kavuşamayan cariye dilber, dudaktan kalbe’de eski sevgilisi lamia’dan ret cevabı alan hüseyin kenan, çengi yahut daniş çelebi’de aklını yitiren daniş çelebi, ateşten gömlek’te mehmet çavuş’un kendisine kötülük yapacağını anlayan kezban yaşamına intihar ederek son veren kişilerdir. (nurullah ulutaş, intihar olgusunun türk romanına yansıması, uludağ üniversitesi sosyal bilimler enstitüsü (yayımlanmamış doktora tezi), 2007)

    türk edebiyatının günümüz romancılarını en çok etkileyen adlarından biri olan ahmet hamdi tanpınar’ın huzuru ararken huzursuzluğu bulan cumhuriyet aydınlarını ele aldığı romanı huzur’un romandaki diğer kişilere göre sıra dışı karakteri olan suat, yaşamına, kendini asarak son verir. varoluşunu sorgulayan ve tanrı’ya inanmayan suat, beethoven’ın keman konçertosu eşliğinde intihar eder.

    yusuf atılgan’ın anayurt oteli’ne sıkışıp kalan karakteri zebercet, yalnızlığın ve iletişimsizliğin türk edebiyatındaki en iyi örneği sayılabilir. cinselliğinde bile yalnız olan zebercet, bu duruma bir son vermek için, birlikte olduğu kadını öldürür. yakalanma korkusu peşini bırakmayınca, yaşamdaki varlığı da kendisi ve başkaları için bir anlam ifade etmeyince korkudan ve kendinden kurtulmak için intihar eder.

    suat, zebercet, aylak adam c. türk edebiyatının huzursuz ve tutunamayan karakterleridir. oğuz atay’ın tutunamayanlar romanındaki selim ışık ve turgut özben ile bu karakterlere iki kişi daha eklenir. selim ışık, bir “tutunamayanlar ansiklopedisi” hazırlar. kendisine de bu ansiklopedide bir madde ayırır. sonra kendisini vurarak intihar eder. yakın arkadaşı selim ışık’ın intiharının ardından kendini, içinde bulunduğu zümreyi ve toplumu sorgulamaya başlayan turgut özben, albert camus’nün yabancı romanındaki meursault gibi “insanın can sıkıcı bir saçma” olduğu sonucuna varır.

    görüldüğü gibi, intihar, türk edebiyatının ilk dönem yapıtlarında daha romantik ve basit kurgularla işlenirken yakın dönemde bir olgu olarak ele alınmıştır. bireyin varoluşunu, yaşamını, içinde yaşadığı toplumu sorgulamasıyla ve bu sorgulama sonucunda ulaştığı “saçma” düşüncesiyle, bu saçmalığa son vermek için seçtiği bir yöntem olmuştur.

    ***

    "ben yaşama da, ölüme de inandım;
    tamamlarlar sanırdım eksiklerimi.
    çarşıları hep birlikte gezerdik;
    biri dostumsa, sevgilimdi öteki.
    ikisinin adını yanyana andım.

    bir soluk alayım izin verin de." *